*****+++++-------SITEME HOSGELDIN--------+++++******** Siir dunyasi - Blogcu - Sayfa 3



Tarih:Perşembe, Mart 23, 2006 18:23 - yok Yorum - Yorum yaz - Bağlantı

Tünele doğru sağda
Bedri Rahmi kalmış
Bir zamanlar
Narmanlı Han’da

Kediler ibadette
Dönük yukarı
yüzleri
Açılacak cam ...
gözleri
Atılacak ette

Çoğu insan gibi

İhanette.


acsam ruzgara

Tarih:Perşembe, Mart 23, 2006 18:20 - yok Yorum - Yorum yaz - Bağlantı

Ne hoş, ey güzel Tanrım, ne hoş
Mavilerde sefer etmek!
Bir sahilden çözülüp gitmek
Düşünceler gibi başıboş.
Açsam rüzgara yelkenimi;
Dolaşsam ben de deniz deniz
Ve bir sabah vakti, kimsesiz
Bir limanda bulsam kendimi.
Bir limanda, büyük ve beyaz...
Mercan adalarda bir liman..
Beyaz bulutların ardından
Gelse altın ışıklı bir yaz.
Doldursa içimi orada
Baygın kokusu iğdelerin.
Bilmese tadını kederin
Bu her alemden uzak ada.
Konsa rüya dolu köşkümün
Çiçekli dalına serçeler.
Renklerle çözülse geceler,
Nar bahçelerinde geçse gün.
Her gün aheste mavnaların
Görsem açıktan geçişini
Ve her akşam dizilişini
Ufukta mermer adaların.
Ne hoş. ey Tanrım, ne hoş,
İller, göller, kıtalar aşmak.
Ne hoş deniz deniz dolaşmak
Düşünceler gibi başıboş.
Versem kendimi bütün bütün
Bir yelkenli olup engine;
Kansam bir an güzelliğine
Kuşlar gibi serseri ömrün.


acilin bulutlar

Tarih:Perşembe, Mart 23, 2006 18:17 - yok Yorum - Yorum yaz - Bağlantı

Yıkamış yağmurlar ipek saçları;
Gözlerin içinden umut gülüyor...
Gül ile süsledim gülle yolları
Açılın bulutlar yârim geliyor.

Beni mecnun etti şirindir gözü,
Dağlardan aşırdı sevgiyle sözü,
Mehtapta nur saçar dolunay yüzü
Gönlümde parladı aşkı biliyor.

Değse yağmur değse ruha haz verir,
Kış geçer ömrümde bahar yaz verir,
Geleceğim diye candan söz verir
Telsiz telefonla haber salıyor.

Şevkle gelir bahar yağmur zamanı,
Al yeşil çiçekler süsler cihanı,
Gözlerinle görmek istersen beni
Acele et çok az vakit kalıyor.

Eğleşir yanakta pembeler, aklar,
Yâr gönlünde sever, gönlünde saklar
Düşününce yakın gelir uzaklar
Nazı çok olanı kalpler siliyor...

Ressam Halil, durmaz yâri anlatır
Aşkı yazar kalpten bak satır satır
Kalkmasın aradan dostlukla hatır
Gözden düşen damla yağmur oluyor.


aciyi bal eyledik

Tarih:Perşembe, Mart 23, 2006 18:15 - yok Yorum - Yorum yaz - Bağlantı

Bak şu bebelerin güzelliğine
Kaşı destan
Gözü destan
Elleri kan içinde

Kör olasın demiyorum
Kör olma da
Gör beni

Damda birlikte yatmışız
Öküzü hoşça tutmuşuz
Koyun değil şu dağlarda
San kendimizi gütmüşüz
Hor baktık mı karıncaya
Kırdık mı kanadını serçenin
Vurduk mu karacanın yavrusunu
Ya nasıl kıyarız insana

Sen olmazsan öldürmek ne
Çürümek ne zindanlarda
Özlem ne ayrılık ne
Yokluk ne yoksulluk ne
İşşiz güçsüz dolanmak ne
gün gün ile barışmalı
kardeş kardeş duruşmalı

koklaşmalı söyleşmeli
korka korka yaşamak ne

kahrolasın demiyorum
kahrolma da
gör beni

kanadık toprak olduk
çekildik bayrak olduk
döküldük yaprak olduk
geldik bugüne

ekmeği bol eyledik
acıyı bal eyledik
sıratı yol eyledik
geldik bugüne

ekilir ekin geliriz
ezilir un geliriz
bir gider bin geliriz
beni vurmak kurtuluş mu

körolasın demiyorum
kör olma da
gör beni


Çanakkale Sehitlerine

Tarih:Perşembe, Mart 23, 2006 18:07 - yok Yorum - Yorum yaz - Bağlantı

Orada bir köy var uzakta...

Çanakkale Sehitlerine

Su Bogaz harbi nedir? Var mi ki dünyâda esi?
En kesif ordularin yükleniyor dördü besi.
-Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya-
Kaç donanmayla sarilmis ufacik bir karaya.
Ne hayâsizca tehassüd ki ufuklar kapali!
Nerde-gösterdigi vahsetle 'bu: bir Avrupali'
Dedirir-Yirtici, his yoksulu, sirtlan kümesi,
Varsa gelmis, açilip mahbesi, yâhud kafesi!
Eski Dünyâ, yeni Dünyâ, bütün akvâm-i beser,
Kayniyor kum gibi, tûfan gibi, mahser mahser.
Yedi iklimi cihânin duruyor karsina da,
Ostralya'yla beraber bakiyorsun: Kanada!
Çehreler baska, lisanlar, deriler rengârenk:
Sâde bir hâdise var ortada: Vahsetler denk.
Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ...
Hani, tâuna da züldür bu rezil istilâ!
Ah o yirminci asir yok mu, o mahlûk-i asil,
Ne kadar gözdesi mevcûd ise hakkiyle, sefil,
Kustu Mehmedcigin aylarca durup karsisina;
Döktü karnindaki esrâri hayâsizcasina.
Maske yirtilmasa hâlâ bize âfetti o yüz...
Medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz.
Sonra mel'undaki tahribe müvekkel esbâb,
Öyle müdhis ki: Eder her biri bir mülkü harâb. Öteden sâikalar parçaliyor âfâki;
Beriden zelzeleler kaldiriyor a'mâki;
Bomba simsekleri beyninden inip her siperin;
Sönüyor gögsünün üstünde o arslan neferin.
Yerin altinda cehennem gibi binlerce lagam,
Atilan her lagamin yaktigi: Yüzlerce adam.
Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer;
O ne müdhis tipidir: Savrulur enkaaz-i beser...
Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,
Bosanir sirtlara vâdilere, sagnak sagnak.
Saçiyor zirha bürünmüs de o nâmerd eller,
Yildirim yaylimi tûfanlar, alevden seller.
Veriyor yangini, durmus da açik sinelere,
Sürü halinde gezerken sayisiz teyyâre.
Top tüfekten daha sik, gülle yagan mermiler...
Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler!
Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmindan;
Alinir kal'â mi gögsündeki kat kat iman?
Hangi kuvvet onu, hâsâ, edecek kahrina râm?
Çünkü te'sis-i Ilahi o metin istihkâm. Sarilir, indirilir mevki-i müstahkemler,
Beserin azmini tevkif edemez sun'-i beser;
Bu gögüslerse Hudâ'nin ebedi serhaddi;
'O benim sun'-i bedi'im, onu çignetme' dedi.
Asim'in nesli...diyordum ya...nesilmis gerçek:
Iste çignetmedi nâmusunu, çignetmiyecek.
Sühedâ gövdesi, bir baksana, daglar, taslar...
O, rükû olmasa, dünyâda egilmez baslar,
Vurulmus tertemiz alnindan, uzanmis yatiyor,
Bir hilâl ugruna, yâ Rab, ne günesler batiyor!
Ey, bu topraklar için topraga düsmüs asker!
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alni deger.
Ne büyüksün ki kanin kurtariyor tevhidi...
Bedr'in arslanlari ancak, bu kadar sanli idi.
Sana dar gelmiyecek makberi kimler kazsin?
'Gömelim gel seni tarihe' desem, sigmazsin.
Herc ü merc ettigin edvâra da yetmez o kitâb...
Seni ancak ebediyyetler eder istiâb.
'Bu, tasindir' diyerek Kâ'be'yi diksem basina;
Ruhumun vahyini duysam da geçirsem tasina;
Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ namiyle,
Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmiyle;
Mor bulutlarla açik türbene çatsam da tavan,
Yedi kandilli Süreyyâ'yi uzatsam oradan;
Sen bu âvizenin altinda, bürünmüs kanina,
Uzanirken, gece mehtâbi getirsem yanina,
Türbedârin gibi tâ fecre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile âvizeni lebriz etsem;
Tüllenen magribi, aksamlari sarsam yarana...
Yine bir sey yapabildim diyemem hâtirana.
Sen ki, son ehl-i salibin kirarak savletini,
Sarkin en sevgili sultâni Salâhaddin'i,
Kiliç Arslan gibi iclâline ettin hayran...
Sen ki, Islam'i kusatmis, boguyorken hüsran,
O demir çenberi gögsünde kirip parçaladin;
Sen ki, rûhunla beraber gezer ecrâmi adin;
Sen ki, a'sâra gömülsen tasacaksin...Heyhât,
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât...
Ey sehid oglu sehid, isteme benden makber,
Sana âgûsunu açmis duruyor Peygamber


« Son Sayfa :: Sonraki Sayfa »
Program Arama Motoru:

http://www.blogcu.com/ahmet36