 |
Tünele doğru sağda Bedri Rahmi kalmış Bir zamanlar Narmanlı Han’da
Kediler ibadette Dönük yukarı yüzleri Açılacak cam ... gözleri Atılacak ette
Çoğu insan gibi
İhanette.
acsam ruzgara
Ne hoş, ey güzel Tanrım, ne hoş Mavilerde sefer etmek! Bir sahilden çözülüp gitmek Düşünceler gibi başıboş. Açsam rüzgara yelkenimi; Dolaşsam ben de deniz deniz Ve bir sabah vakti, kimsesiz Bir limanda bulsam kendimi. Bir limanda, büyük ve beyaz... Mercan adalarda bir liman.. Beyaz bulutların ardından Gelse altın ışıklı bir yaz. Doldursa içimi orada Baygın kokusu iğdelerin. Bilmese tadını kederin Bu her alemden uzak ada. Konsa rüya dolu köşkümün Çiçekli dalına serçeler. Renklerle çözülse geceler, Nar bahçelerinde geçse gün. Her gün aheste mavnaların Görsem açıktan geçişini Ve her akşam dizilişini Ufukta mermer adaların. Ne hoş. ey Tanrım, ne hoş, İller, göller, kıtalar aşmak. Ne hoş deniz deniz dolaşmak Düşünceler gibi başıboş. Versem kendimi bütün bütün Bir yelkenli olup engine; Kansam bir an güzelliğine Kuşlar gibi serseri ömrün.
acilin bulutlar
Yıkamış yağmurlar ipek saçları; Gözlerin içinden umut gülüyor... Gül ile süsledim gülle yolları Açılın bulutlar yârim geliyor.
Beni mecnun etti şirindir gözü, Dağlardan aşırdı sevgiyle sözü, Mehtapta nur saçar dolunay yüzü Gönlümde parladı aşkı biliyor.
Değse yağmur değse ruha haz verir, Kış geçer ömrümde bahar yaz verir, Geleceğim diye candan söz verir Telsiz telefonla haber salıyor.
Şevkle gelir bahar yağmur zamanı, Al yeşil çiçekler süsler cihanı, Gözlerinle görmek istersen beni Acele et çok az vakit kalıyor.
Eğleşir yanakta pembeler, aklar, Yâr gönlünde sever, gönlünde saklar Düşününce yakın gelir uzaklar Nazı çok olanı kalpler siliyor...
Ressam Halil, durmaz yâri anlatır Aşkı yazar kalpten bak satır satır Kalkmasın aradan dostlukla hatır Gözden düşen damla yağmur oluyor.
aciyi bal eyledik
Bak şu bebelerin güzelliğine Kaşı destan Gözü destan Elleri kan içinde
Kör olasın demiyorum Kör olma da Gör beni
Damda birlikte yatmışız Öküzü hoşça tutmuşuz Koyun değil şu dağlarda San kendimizi gütmüşüz Hor baktık mı karıncaya Kırdık mı kanadını serçenin Vurduk mu karacanın yavrusunu Ya nasıl kıyarız insana
Sen olmazsan öldürmek ne Çürümek ne zindanlarda Özlem ne ayrılık ne Yokluk ne yoksulluk ne İşşiz güçsüz dolanmak ne gün gün ile barışmalı kardeş kardeş duruşmalı
koklaşmalı söyleşmeli korka korka yaşamak ne
kahrolasın demiyorum kahrolma da gör beni
kanadık toprak olduk çekildik bayrak olduk döküldük yaprak olduk geldik bugüne
ekmeği bol eyledik acıyı bal eyledik sıratı yol eyledik geldik bugüne
ekilir ekin geliriz ezilir un geliriz bir gider bin geliriz beni vurmak kurtuluş mu
körolasın demiyorum kör olma da gör beni
Çanakkale Sehitlerine
|
Çanakkale Sehitlerine
Su Bogaz harbi nedir? Var mi ki dünyâda esi? En kesif ordularin yükleniyor dördü besi. -Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya- Kaç donanmayla sarilmis ufacik bir karaya. Ne hayâsizca tehassüd ki ufuklar kapali! Nerde-gösterdigi vahsetle 'bu: bir Avrupali' Dedirir-Yirtici, his yoksulu, sirtlan kümesi, Varsa gelmis, açilip mahbesi, yâhud kafesi! Eski Dünyâ, yeni Dünyâ, bütün akvâm-i beser, Kayniyor kum gibi, tûfan gibi, mahser mahser. Yedi iklimi cihânin duruyor karsina da, Ostralya'yla beraber bakiyorsun: Kanada! Çehreler baska, lisanlar, deriler rengârenk: Sâde bir hâdise var ortada: Vahsetler denk. Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ... Hani, tâuna da züldür bu rezil istilâ! Ah o yirminci asir yok mu, o mahlûk-i asil, Ne kadar gözdesi mevcûd ise hakkiyle, sefil, Kustu Mehmedcigin aylarca durup karsisina; Döktü karnindaki esrâri hayâsizcasina. Maske yirtilmasa hâlâ bize âfetti o yüz... Medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz. Sonra mel'undaki tahribe müvekkel esbâb, Öyle müdhis ki: Eder her biri bir mülkü harâb. Öteden sâikalar parçaliyor âfâki; Beriden zelzeleler kaldiriyor a'mâki; Bomba simsekleri beyninden inip her siperin; Sönüyor gögsünün üstünde o arslan neferin. Yerin altinda cehennem gibi binlerce lagam, Atilan her lagamin yaktigi: Yüzlerce adam. Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer; O ne müdhis tipidir: Savrulur enkaaz-i beser... Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak, Bosanir sirtlara vâdilere, sagnak sagnak. Saçiyor zirha bürünmüs de o nâmerd eller, Yildirim yaylimi tûfanlar, alevden seller. Veriyor yangini, durmus da açik sinelere, Sürü halinde gezerken sayisiz teyyâre. Top tüfekten daha sik, gülle yagan mermiler... Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler! Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmindan; Alinir kal'â mi gögsündeki kat kat iman? Hangi kuvvet onu, hâsâ, edecek kahrina râm? Çünkü te'sis-i Ilahi o metin istihkâm. Sarilir, indirilir mevki-i müstahkemler, Beserin azmini tevkif edemez sun'-i beser; Bu gögüslerse Hudâ'nin ebedi serhaddi; 'O benim sun'-i bedi'im, onu çignetme' dedi. Asim'in nesli...diyordum ya...nesilmis gerçek: Iste çignetmedi nâmusunu, çignetmiyecek. Sühedâ gövdesi, bir baksana, daglar, taslar... O, rükû olmasa, dünyâda egilmez baslar, Vurulmus tertemiz alnindan, uzanmis yatiyor, Bir hilâl ugruna, yâ Rab, ne günesler batiyor! Ey, bu topraklar için topraga düsmüs asker! Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alni deger. Ne büyüksün ki kanin kurtariyor tevhidi... Bedr'in arslanlari ancak, bu kadar sanli idi. Sana dar gelmiyecek makberi kimler kazsin? 'Gömelim gel seni tarihe' desem, sigmazsin. Herc ü merc ettigin edvâra da yetmez o kitâb... Seni ancak ebediyyetler eder istiâb. 'Bu, tasindir' diyerek Kâ'be'yi diksem basina; Ruhumun vahyini duysam da geçirsem tasina; Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ namiyle, Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmiyle; Mor bulutlarla açik türbene çatsam da tavan, Yedi kandilli Süreyyâ'yi uzatsam oradan; Sen bu âvizenin altinda, bürünmüs kanina, Uzanirken, gece mehtâbi getirsem yanina, Türbedârin gibi tâ fecre kadar bekletsem; Gündüzün fecr ile âvizeni lebriz etsem; Tüllenen magribi, aksamlari sarsam yarana... Yine bir sey yapabildim diyemem hâtirana. Sen ki, son ehl-i salibin kirarak savletini, Sarkin en sevgili sultâni Salâhaddin'i, Kiliç Arslan gibi iclâline ettin hayran... Sen ki, Islam'i kusatmis, boguyorken hüsran, O demir çenberi gögsünde kirip parçaladin; Sen ki, rûhunla beraber gezer ecrâmi adin; Sen ki, a'sâra gömülsen tasacaksin...Heyhât, Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât... Ey sehid oglu sehid, isteme benden makber, Sana âgûsunu açmis duruyor Peygamber
|
« Son Sayfa :: Sonraki Sayfa »
|
 |